|
|
Hayat devam ediyor. Bu akşam kapımı çalan bir müzik gibi adeta…eski düşüklerime inat, içim yeni bir şeylere gebe.Kendini yenileyen, müthiş bir bilinmezliğe kapı açan notalar ardıcıllığı gibi hayat devam ediyor biliyorum…bir müzik geliyor kulağıma.Bu müziğin tınısında farklı bir ahenk var.Tren raylarındaki kıvrım gibi, uzaklaştıran değil de yakınlaştıranından. Sıcacık bir tebessüm oluveriyor yaşam aynada gözlerimin derinine baktığım anlarda. Eriyen kalbim, buharlaşan gözyaşlarım oluyor.
Hayat devam ediyor, hele en anlaşılmaz anlarda daha bir iyi anlıyorsun bunu. Yaşamın durgunlaştığı anlarda daha bir fark ediyorsun. Düş kırıklarını toplayıp bir köşeye koyduğun zamanlardan sıyrılıp güneşi görüyor, ışığını en saklına misafir ediyorsun artık. Kırgınlığını, hüznünü, aldanmışlıklarını güneşle aldatmalısın!Evet yapmalısın bunu. Güneşi sokmalısın karanlıklarına. Gizline yalnız güneşi dokundurmalısın. Gece büyülü, gece en anlayışlı dost biliyorum ama yitirdiğin Umudun sıcaklığını, güneşin yüzünde bulabilirsin.Hayat devam ediyor, hissetmelisin bunu teninde…
Perdeleri hayli zamandır kapalı tutuyorsun ve zannediyorsun ki yaşamda nefes almadan öylece duruyor bir köşede. Dışarıda bıraktığın kar hala orada seni mi bekliyor sanıyorsun? Soğuk ve karanlık gideli bir hayli zaman oldu. Aç pencereni artık… Aç ki kapanan bütün yollar, her biri yeniden yeni hayallere açılsın. Bak hayat devam ediyor.
Bir çiçeğin kokusunu duyacaksın açsan pencereni. Bir bebeğin gülüşüne şahit olacaksın, çocukluğuna doğru sallanan salıncaklar dışarıda seni bekliyor.
Hayat devam ediyor tıpkı çalan şu müzik gibi… Güneş gibi… Yeniden görebilmek gibi denizin mavisini, hayat devam ediyor…
…
Mehmet Adil
Kasım 19th, 2008
Categories: yazıya vuran ayaz | Author: Mehmet Adil | Comments: No Comments |
Sanma uzağımda olduğunu… dudaklarımdan sonsuzluğa düşecek bir kelime kadar yakınımdasın. Adın dilime yapışmış. Kırılıpta elimde kalan ne varsa hepsindesin, içindesin işte. Bir tek benim dışımdasın. Aklım aklını kaybetmek üzere bir köşede sessiz, olup biteni anlamanın peşinde hala.Gözyaşlarım her kırılmışlıkla sonuçlanan infaz kararlarıyla, müebbet kaldığı gözlerimden çıkıp asılmayı kabul etmekte.Bir tek kalbim farklı.Bir tek kalbim dik durmanın peşinde. Hala umudu pompalayabiliyor bütün hücrelerime.Hala hayatın kalıntılarını hissettiriyor hissizleşmek için bir kenarda bekleyen kendime.
Sanma uzağımda olduğunu … tenime değen güneş kadar yakınımdasın.Ve çiçekler kadar yalnız…zambaklar… ve çoban yastığı…göremesemde çevremdeki bahçelerde, benim için mor renkli menekşelerin toprağa gevşek yapışan köklerindesin hala.Gülen yüzlerde değilde solan şeylerdesin nedense… Herşeyin içine sinmiş sanki suskunluğun.Susan herşeyin masum sessizliğindesin işte.
Sanma uzağımda olduğunu … Susuzluğumda içtiğim suyun renksizliği kadar hayatımdasın. Yeni doğan bir bebeğin hayata attığı ilk çığlığın cesareti olmasada hala sende, gecenin müeyyen zamanlarında işittiğim, yaprakların yapraklara vurarak çıkardığı hışırtılardasın.Yok sayamam seni. Sessizliğini yok sayamadığım gibi.
Sanma uzağımda olduğunu … uzaklaşan her şey gibi.Uzaklaştığını sanan sen gibi. Zaman gibi zamansızlığa, yolculuk gibi son durağa, suskunluk gibi çığlığa varmak üzeresin.
Düşüncelerin düştüğü an ellerinden, parmaklarına düşler konuverir.Düşlerinde kanatları olur bilirmisin ? Ve işittiğim her kanat sesinde uçamayan kuşlar aklıma gelir benim.Kanadı kırılan kuşlarda… Ve sen tüm kırılmışlıkların birlikte oluşturduğu senfoninin sol anahtarısın.Tüm kırılmışlıkların başlangıcındasın.Oysa yine benim için, sona en yakın olan an kadar sondasın.
Ve sanma uzağımda olduğunu … inan sandığın kadarda değil.Günahsız ağlayan bir çocuk ne kadar uzağında yada ayağının altında kalan bir siyah karıncanın dildiz acısı ? İşte farzet o kadar uzaktasın… bazen gözler yanıldığı gibi hislerde yanılır.Yangının bazen yakamadığı gibi.
Mehmet Adil
Ekim 22nd, 2008
Categories: yazıya vuran ayaz | Author: Mehmet Adil | Comments: No Comments |
İkimizde acemi birer aşıktık o zamanlar
Sen yollarda eski bir aşka ağlıyordun
Bense kendimi usta sanıyordum bu işlerde
Ve yağmur gibi akıp giden yıllardan
Geriye ne kaldığını bilmiyordum seni tanıyana kadar
Ama farkındaydım yinede
Ne zaman seninle olsam
Tanıdık bir kuş cıvıltısıyla uyanırdım her sabah
Şimdiyse kırılgan mektuplar yazıyorum
Hangi adrese göndereceğimi bile bilmeden
Malumun olsun ben sende ülkemi sevdim
Hüzün dolu yağmurlarla taşan boynu bükük nehirleri
Ben sende yolları sevdim
Dallarına hiçbir kuşun konmaya bile yanaşmadığı ağaçlarla
Kaplı yolları
İkimizde acemi birer aşıktık aslında
Ne yapacağımızı bilmeden serseri dolaşırdık yollarda
Ben sende ülkemi sevdim
Hüzün dolu yağmurları
Mor kanatlı turnaları yar…
Ben sende rüzgarı sevdim
Alıp götüren yılları
Saklı kalan umutları yar…
Ne yeminler bozdum
Geceler büyürken sensiz
Ne yeminler bozdum
Yıllar geçerken sitemsiz
Ne yeminler bozdum
Tarifi bile imkansız
Senin için ey karagül
Ben sende yolları sevdim
Yüreğinden gelip geçen
Sevda yüklü katarları yar…
Ben sende seni sevdim
Avuçlarken yüzümü
Yahut dokunurken sessiz yar…
Ekim 20th, 2008
Categories: sevdiğim şarkı sözleri | Author: Mehmet Adil | Comments: No Comments |
İçimin en derininde saklı olan şeylere eğiliyorum…varlığıyla ısındığım ama dokunamadığım o şeylerin varolduğuna, tenimde hissettiğim şu güneş kadar inanıyorum.Uçsuz uzaklıkların yol bilmez yolcusu olarak, ürkek, çekingen adımlarımı yeni yürümeyi öğrenmiş bir çocuk hevesiyle adımlarken yahut adımladığımı sanırken hiç yol almamış gibi hissediyorum bazen…bazen içimdeki çocuğun kırılmışlığına takılıp, büyümenin ne kadarda riskli bir durum olduğunu düşünüyorum.Ama elimde değil! Törpülenerek büyüyorum.Ve yine elimde değil her hasar bırakmış incinmişliğimi güldeki dikeni çıkarıp yüreğimin kayda değer yanına batırıyorum…Varlık olarak en çok kendimi acıtanın yine ben olduğumun farkındayım biliyorum.
Neden kendini acıtırki insan! Neden her defasında kalbine ağır darbeler indirir ki her aşk ihtilalinde! Neden göğsünü gererek beklemeye başlar acıtan acıyı! Yoksa yıllardır büyüttüğümü sandığım düşlerin, yağan karların altında kalması mı?
…….
Sanki üstüne kar yağmışta, buz tutmak üzere yüreğim.Soluklarımda bir soğukluk.Ağzımdaki kelimelere don vurmuş.İsteksizim…Dileksiz…Dua \ sızım… Ben ancak, büyüttüğüm düşlere çığ düştüğünde böyle olurum !
Hayli zamandır, yüzüm yalancı tebessümlerin anlık soluklanma yeri.Oysa uyruğu belli olan gülüşleri, kendi ülkemin vatandaşı yapmak şimdiki çabam! Yorgunum. Yorulmaktayım ama içimde ekmekten, sudan aziz tuttuğum birşey…Bir damla umut !!! Ve güneş doğmaya yakın hissediyorum.Karları eritecek olan güneşin şualarının yolculuğa çıktığını hissediyor, ayak seslerini duyabiliyorum.
Ve düşlerim! En kırılgan şeyleri üzerine giydirdiğim ki duygudur bu kıyafet, en hassas en narin açılımları içine bir bir damlattığım düşlerim , kardelen olmaya hazır şimdi.
Mehmet Adil
Ekim 18th, 2008
Categories: yazıya vuran ayaz | Author: Mehmet Adil | Comments: No Comments |
Gidiyor musun?
Aşk olsun!
Tam da başlamışken yağmur
Açıyor musun şemsiyeni
Alıyor musun ellerini
Aşk olsun!
Gidiyorsun demek
Bitmemişti yapacaklarımız hani
Balık ekmek yiyecektik Eminönü’de daha
Galata’da çay,
Ortaköy’de günbatımı bizi bekleyecekti
Parklarda oturacak,
İnsanlara bakacaktık sebepsiz
Karışacak çocuklara
Oyunlar oynayacaktık
Engel tanımadan, utanmadan
İsim takacaktık sokak kedilerine,
Her biri Şair ve bizim
Yine de
Çok hayal kurmamışız iyi ki
Sanki sonunu biliyormuş gibi
Sahi ne zaman doğmuştun
Kaçtı yaşın
Sever misin sen de benim gibi salatayı
Kaçar mısın kalabalıklardan
Neyse
Gidiyorsun demek
Git!
Yeter ki “Aşk” olsun…
Sulltan
Ekim 13th, 2008
Categories: Beğendiğim Şiirler | Author: Mehmet Adil | Comments: No Comments |
iyi günler ilerde anneanne
iyi günler ilerde
bense yirmidört saatlik
günlerdeyim anneanne
rüyalarında senin ne kıyamet kopuyor
ne de bir gül düşüyor dalından
sen böyle istersin bilirim
gülümseyerek anneanne
oysa ne sarışın kızlar
göz kırpıyor esmer delikanlılara
ne de ortadoğu
bir gül bahçesi oluyor
yine de iyi günler
ilerde anneanne
esmerliğimiz
kıyamet herkese
halime bakıp üzülme anneanne
bir bakarsın dayımla beraber
ortak bir iş kurar
belki bir süpermarket açarız
ne dersin, kasada da
muzaffer durur, gülümseyerek
yok yok olur, dandy, pop-corn
ve kalve çorba satarız.
kahrolsun amerika deriz sonra
kahrolsun fransa çin ve mançurya
kahrolur biz böyle deyince
devr-i daim düzeniyle dönen dünya
mançurya da kahrolur
niye kahrolacaksa
anneanne, müzmin
başağrılarım artıyor
işte yaşamak bu deyip dostlar
müttefiklere gülümsediğinde
anneanne, ah anneanne
çıkış yok ve bu tereke
rahmetli dedemin yüreğinden
daha eski bir mesele
yüreğimiz bölüştürülemez
iyi günler ilerde
sade ekmeği bildiğimiz
günler geçmişte
ve güzeldi anneanne
şimdi ekmek dile gelse
boğazımızdan geçişine
utandığını söylerdi
iyi günler yok!
iyi günler yok anneanne
kıyamet bize
kıyamet bize
kıyamet bize
kıyam/et bize
Hüseyin Atlansoy
Ekim 11th, 2008
Categories: Beğendiğim Şiirler | Author: Mehmet Adil | Comments: No Comments |
Çaresizliği görmüştüm bir çok yerde… sonra bir insanın gözbebeklerinde…ve sonra çaresizliğin cinnetle aynı evde oturduğunu öğrendim, küçüktüm.Ve çaresizliğin, bir bedende mor rengini almasına da çok şahid oldum. Şahidliğim o kadar çok ki çaresizliğe, çaresizken akan gözyaşlarıyla yıkandım diyebilirim. Gözyaşlarıyla sildim kanayan yanlarımı.Annemin sığınacağı bir liman olmayı o kadar çok istemişimdir ki! ama çok küçüktüm o zamanlar.Annemin moraran yanlarını aldım hayattan, sonra içimde sakladım onları.Bırakamazdım ki hayata… Sadece annemin sığınacağı bir liman olmayı o kadar çok istemiştim ki o zamanlar. Ama küçüktüm, çaresizlik benden çok defa büyüktü.
Susmanın, kelimelerin dudaktan bıçakla kazınmanın ne demek olduğuna şahid oldum çok defa .Ve çaresizliğe şahid oldum.Çaresizliği bilirmisin ey sevgili… Bir ara her öğün soframızdaydı o. Sonra her akşam annemin moraran etinde.Sonra kimsenin hala elinin uzanamadığı içimde.Sonra cinnet anı bir yumrukla kırılan camda.Sonra sobaya atılan oyuncağımda….çaresizliği bilirmisin ey sevgili.Her akşam başımı yastığa koyduğumda gelirdi göz önüme .Altımdaki yastığı üstüme bastığımda çok oldu.Çaresizdim.Sonra konuşmak yerine hep susmalıydım.Sonra kendi mideme kusmalıydım kendi kendimi kırmalarımın artıklarını.Sonra bazı şeylere hep uzaktan bakmalıydım.Çünkü eksiktim, çünkü çaresiz….Ve sen çaresizliği bilirmisin ey sevgili. Seni tanımak için bir çok şeyi görmezden gelmeyi.Sonra kulağa gelen her sesin imkansız demesine bakmayarak ardından yürümeyi.Sonra senden gelen tutarsızlıkları, kırılmaları. Sonra ardın sıra oturupta kalbine dokunamamayı.Sonra eteklerine bir damla gözyaşı takmayı…
Anlayabiliyormusun bilmem ve anlatamam galiba. Ve uzanmanı istemem hiç bir şeyimsen derinime.Ve anlayamazsın zaten sana bunca zaman anlatmak için çaresiz seni beklemelerimi.Çaresizliği bilirmisin ey sevgili… nerden bileceksin! Senin içindeki öfke, benim damarlarımda dolaşırken, sen kalbin yerine ciğerini serinletmektesin…sende çaresizsin ama… ama bunu anladığımdan da belki rahatsızlık duyacak kadar tuhafsın.Susayım mı? anlayamayacaksın beni… ne güzel….
Mehmet Adil
Ekim 8th, 2008
Categories: yazıya vuran ayaz | Author: Mehmet Adil | Comments: No Comments |
Ve bir ses duyarsın… derinden geldiği, çekingen olduğu belli bir ses… Çıtırtısı içimde ! kendi içime her adım atışımda duyuyorum bu sesi. Kendime doğru her yol alışımda , düşüncelerimle her dokunuşumda yüreğime, bir çıtırtı duyuyorum… sonra sessiz öylece bakıyorum kendime.Bütün karmaşıklığı bir tabloyu izlercesine ve bir şeyler anlamak, bir şeyler çözümlemek için anlık çabayla, hayatı anlamanın peşine takılıyorum… dışımda bir dünya ! fakat içimde dışarıyıda alacak kadar büyük bir dünya daha ! iki muazzam, iki büyük, iki kusursuz mucizenin ortasında ben ! uzun bir yürüyüşün habercisi “bilinmezlik” dediğimiz o şey öyle çekici, öyle cazib geliyorki, kalbimi o bilinmezliğin ardına tutturasım geliyor … ve zaman kimseye aldırış etmeden gitmesi gereken yere gidiyor.ve sürüklüyor içinde, kenarında, kıyısında ne varsa.Zaman ! elimizde en çok olan ama en az kalan, bi ikincisi olmayan, yerine başka bir şey koyulamayan garip bir şey, zaman !
Açıklamaya çalışıyorum içimde duyduğum her kıpırtıyı kendime.Her içsel isteği ilişkilendirmeye çalışıyorum bir gün çaresizken edeceğim dua ile. Altını çizerek kapatıyorum her yakarışımı ki, acıya dokunmaması için titrek gözyaşlarımla saklarken onları koynumda, yalnız ben ve o bilmeli içimdekileri.İsa nasıl çekildiyse göğe, gökten Meryem değerinde saf bir şeyler insin yüreğime ama kimse bilmesin, yine ben ve ondan başka.
Ve o ses muştularsa birgün beni götürmek için gelecek gemiyi işte herşey hakikatini o zaman döker eteklerine.o zaman, zaman yenilir sonsuzluğa…uzaktan bir dakika bakabilmek gibi sevgiliye, asırlarla dalga geçmenin adı oluverir….
Mehmet Adil
Ekim 4th, 2008
Categories: yazıya vuran ayaz | Author: Mehmet Adil | Comments: No Comments |
hep bir Meksika sınırım olsun isterdim,
Almancı komşumuzun siyah beyaz tevesinde
kovboylar hep Meksika sınırına giderdi
kimse dokunamazdı sınırı geçtiler mi
Meksika sınırı isterdim en sevdiğim şairlere
hep hapiste olurlardı nedense
hapis yatmış olurdu yoldaşım gönüldaşım
saf tutmak istediğim namazda omuz omuza
hapse düşersin derlerdi
tutup ciğerimden yazsam
en sevdiğim filim artısı
hapsi boylardı illaki
filmin en güzel yerinde
camimizin imamı
edebiyat öğretmeni
Meksika sınırımız olmadığından belki
ortasında dururlardı
en can alıcı lafın
bir damar kabarırdı cümlelerinde
Meksika sınırı olsaydı Türkiye’min
On dokuz yaşımda sevdiğim kızla
atlar geçerdim sınırı kimse dokunamazdı
yerine Gayrettepe’de dayaklar yedim
günlerce uyutmadılar siyasi şubede
şimdi
Meksika sınırına iki saat mesafede
tekrarlayıp duruyorum kendi kendime
bir Meksika sınırı lazım her memlekete
Meksika’nın kendisine de.
Mehmet Efe
Ekim 2nd, 2008
Categories: Beğendiğim Şiirler | Author: Mehmet Adil | Comments: No Comments |
Bayram … Kalbimdeki sevince kanat takıp uçurdum şimdi dolaşıyor yeri ve göğü… hanginize rast geldiyse ufacık bir tebessümüm var bu bayram hediye edebileceğim istediğiniz kadar alın benden :) :)
Rahmet peygamberinin , daha bu sabah gözlerini dünyaya açmışta olsa en ufacık, en küçüçük ümmetçiğinden en yaşlısına kadar bütün ümmetin bayramını en içten duygularımlara kutlar, hayırlara vesile olmasını dilerim.
ve ümmetin zulme maruz kalan yerlerinede bir an önce Rabbimin inayet elinin ulaşmasını, oradaki kardeşlerimizinde bu bayramı bizler gibi sevinçli geçirmesini Rabbi Rahimimden niyaz ederim…
Mehmet Adil
Eylül 30th, 2008
Categories: Beyaz çiçek | Author: Mehmet Adil | Comments: No Comments |
Sonraki Sayfa »
|